Tedavi alanlarımız

Çocuklar ve gençler için

Dil edinimi sırasında iki dile aynı anda maruz kalan kişilerin o dillerin ikisini de anadilleri gibi öğrenmelerine bilingualizm denir. İki dili aynı anda edinme süreci her iki dilde de başlangıçta gecikmeye yol açabilir. İki dillilikte anne ve babanın farklı ana dilleri olduğu bir aile ortamı/çevreden bahsediyorsak eğer, çocuk çifte dil öğrenimi içerisindedir demektir. Bu durumda anne babanın çocukla iletişim kurarken sadece kendi ana dillerini kullanmaları önemlidir. Çocuk bu iki dili ‘one person one language’ (bir kişi bir dil) metodu ile öğrenirse iki dil arasında daha az karmaşa yaşayacak ve iki dilin dilbilgisini ve ses sistemini daha sağlıklı ve kolay öğrenecektir. Aksi takdirde çocuğun iki dili birbiriyle karıştırarak aynı cümlede kullanması (code-switching) muhtemeldir. Aile’nin anadilinin yaşadıkları ülkenin dilinden farklı olması ve çocuğun yaşanılan ülkenin dilini daha sonradan edinmesi doğumdan itibaren iki dilli yetiştirilmekten farklıdır. Çocuğu ikinci dil kazanımı genelde kreş veya anaokulunda başlamaktadır. Çocuğun iki dilde ki sözcük dağarcığı öğrenilen sözcüğün kullanıldığı sosyal alana göre değişiklik gösterebilmektedir. ‘Makas’, ‘sulu boya’ gibi anaokulunda sıklıkla kullandığı sözcükleri ülke dilinde daha erken edinirken ‘sarılmak’, ‘uyku’ gibi anne baba etkileşiminde duyduğu ve öğrendiği sözcükleri ana dilinde öncelikli olarak edinebilmektedir (Göze, Schultz-Ünsal 2013). Bu durumda da anne babanın bu iki dili (en iyi bildiklerini seçerek) paylaşmaları ve çocukla etkileşimde kullanmaları fayda sağlayabilir. İki ebeveyn de ülke diline çok iyi düzeyde hakim değilse çocuk anaokuluna başlayana kadar evde sadece ana dilin konuşulması tavsiye edilir.
Normal gelişim gösteren çocuklar iki yaş civarında olası sözcük dağarcıkları ile iki sözcüğü bir araya getirerek cümle denemeleri yapmaya başlarlar. Türkçe öğrenen çocuklarda özellikle tek sözcük kullanmaya başlandığında isim ve eylemlerle ekler kullanmaya başladıkları bilinmektedir (Topbaş, 2011). Üç yaş sonrası bağlaç kullanımı başlar ve daha sonrasında karmaşık tümceleri de kavrayabilmeye başlarlar. Gecikmiş dil ve konuşma gösteren çocukların konuşması sınırlıdır. Hiç konuşmayabilirler ya da çok zor anlaşılabilen birkaç sözcük kullanıyor olabilirler. Akranlarına göre kelime dağarcıkları dardır ve ‘ben’, ‘benim’ gibi kişilik zamirlerini üç yaş dolaylarında bile tam olarak kullanamazlar. İsteklerini ve arzularını sözel olarak anlatmak yerine sözel olmayan jest, mimik ve işaret etme yolu ile bildirmeye çalışırlar. Çevrelerindeki kişilerin konuşmalarına dikkat etmezler, ilgilenmezler ve bazıları kendilerini yaşıtlarından ve çevreden uzak tutmak isteyebilirler. Anlaşılmadıklarında hırçınlaşabilir ve etrafındaki nesnelere ve kişilere çarpma ve vurma şeklinde fiziki güçle iletişim sağlamaya çalışabilirler. Dil terapisinde sözcük edinimi için direkt terapi başlatılabilir. Bunun yanı sıra ve ya bundan önce ‘Hanen It Takes Two to Talk’ ebeveyn programı ile aileler çocuklarının dil gelişimini desteklemek üzere eğitim alabilirler.
Çocuklar dil ve konuşma gelişimi sırasında bazı konuşma seslerini hatalı üretebilir. Konuşma seslerini doğru üretebilmek için çocuğun bu sesleri tanıyıp motor planlaması hakkında deneyimler edinmesi gerekir. Ancak her konuşma sesinin edinilmiş olması gereken bir yaş (ortalaması) vardır. Dört yaşındaki bir çocuğun /r/ sesini üretememesi veya yerine başka bir ses üretiyor olması gayet doğalken, /p/ sesini edinmiş olması beklenir. Edinim yaşını aşan hatalı üretimler veya hedef sesin hiç üretilmiyor olması, anlaşılırlığı da etkileyecek boyutlarda ise, bu durum sesletim (artikülayson) bozukluğu olarak nitelendirilir. Özellikle çocuğun konuşması anne ve baba dışında diğer insanlar tarafından anlaşılamıyorsa mutlaka bir dil ve konuşma değerlendirmesi istenmeli. Edinim yaşını aşan ve hala hatalı söylenen konuşma sesleri tespit edilip edinimi için terapi başlatılması gerekir. Terapide konuşma seslerinin sesletim yeri, biçimi ve titreşim özellikleri (ötümlü/ötümsüz) öğretilerek seslerin gerçekleşmesinde gerekli olan motor kontrol kazandırılır (Topbaş,2011)
Dil, bireyin zihninde oluşturduğu mesajı doğal bir ortamda, herhangi bir konuşma sırasında akıcı bir şekilde aktarabilmesi için kullanılan bir iletişim aracıdır. Bu işlevin yerine getirilebilmesi için bireyin ana dilinde bulunan seslerin anlamları değiştirebilme özellikleri, düzenlenişleri ve işlevleri hakkında bilgiyi edinmesini gerektirir. Bu bilgiyi çocuklar zaman içerisinde çevresinde duyduğu yetişkin dilini örnek alarak edinmeye çalışır. Sesbilgisini edinme sürecinde çocuk algılama üretim ilişkisini kurmaya çalışırken yetişkin dilini basitleştirme yoluna başvurabilir. Kendilerine özgü ve sistematik olarak yaptıkları bu basitleştirmelere sesbilgisel edinim stratejileri/sesbilgisel işlemler (Topbaş 2011) adı verilir.
  • Örnek olarak;
  • Sözcük başında veya sonunda ünsüzü düşürme (/havuç/ yerine /avuç/,/sabun/ yerine /sabu/),
  • Hece yitimi (/telefon/ yerine /tefon/),
  • Seslerin yer değiştirmesi/ses aktarımı (/şapka/ yerine /şakpa/)
  • Önleştirme (/git/ yerine /dit/)
  • Duraklaştırma (/fil/ yerine /pil/)
  • Ötümlüleşme/ötümsüzleşme (/tak/ yerine /dak/, /zil/ yerine /sil/) verilebilir.
Bunlar genellikle çocuğun konuşma anlaşılırlığının düşmesine sebep olur. Çocuğun kullandığı bu basitleştirme stratejileri sesbilgisel kuralların edinim yaşını aşıyor ve sistematik bir şekilde hatalı üretiliyorsa sesbilgisel (fonolojik) bozukluklardan bahsedilir. Bu durumda dil ve konuşma terapisi sürecinde sesbilgisel farkındalık çalışmalarını da içine katılarak, çocuğun gösterdiği sesbilgisel işlemlerin sonlandırılmasına yönelik bir terapi programı oluşturulur.
Akıcılık Bozukluğu (Kekemelik) konuşma akıcılığının belli bir tür, sıklık, şiddet ve süre ile bozulmasına denir. Akıcılık bozukluğu kendini ses uzatmaları ('sss...salıncak') ve hece uzatmaları ('ssaaaaalıncak') olarak gösterebilir. Başka bir tür akıcılık bozukluğu ses/hece veya kelime tekrarlarıdır. Kekeleyen kişi sesi ('p-p-p-patates'), heceyi ('pa-pa-pa-patates') ve bazen kelimeyi ('bu bu bu benim') tekrarlar. Şiddetli duraksamalar/bloklamalar da bir diğer tür akıcılık bozukluğunu gösterir (B-aba). Kişi genelde konuşmaya başlarken ilk söyleyeceği kelimenin başında zorluk çeker. İlk sesi söylemeye başlasa dahi o sesi sonlandırabilmekte zorlanır, adeta sesin içinde hapis kalır. Çıktığı an ise çok şiddetli ve patlamalı bir ses üretir. Fakat bu kekemeliğin sadece sözel olarak işitebildiğimiz yüzüdür. Kekeme kişinin kekelediği an ikincil davranışları (kekeleyeceğinde elini çırpmak, ayağıyla yere vurmak, şiddetli bir şekilde göz kırpmak gibi) ve kekemelik ile ilgili negatif düşünceleri ve hisleri var ve bunlar sosyal hayatını kısıtlıyor ise, bunların da akıcılık bozukluğu kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Konuşma terapisinde, kişiye gösterdiği semptomlara uygun, akıcı konuşma teknikleri belirlenir ve bunlar sözcük düzeyinde çalışılmaya başlanır. Hiyerarşik bir şekilde doğal konuşması sırasında kolaylıkla kullanabilecek düzeye gelene çalışılır. Teknikler önce terapi ortamında terapist ile çalışılır, sonrasında ise kişinin bunları günlük hayatına adapte edebilmesi her ortamda ve her kişi ile konuşurken kullanabilmesi için in vivo (terapi ortamı dışında, doğal koşullarda) olarak gerçek ve günlük aktiviteler sırasında sosyal hayatında karşılaştığı kişiler ile çalışılması istenir. Bu şekilde yaşantısında karşılaşabileceği farklı koşullarda tekniklerin kullanımını pratikleştirmiş, içselleştirmiş ve yaşantısına adapte etmiş olur. Bisiklet sürmeyi öğrenmek gibi, başta öğrenmek için çaba gerektirse de daha sonrasında engebeli yollarda dahi hâkimiyetini kolaylıkla kaybetmeyecek kadar ustalaşmış olunur.
MİİB nöral mesajların kodunun değiştirilmesinde, belirlenmesinde problemleri içermektedir. Merkezi mekanizmalar konuşma/işitme sinyallerini alma, algılama, dekode etme ve kullanmakla görevlidir. Bu bozuklukta işitsel uyaranlar sinyallerinden alınacak olan bilginin nöral işlemlenmesinde problem vardır. Belirtiler:
  • Çocuk her ne kadar işitmeye duyarlılığı normal olsa da periferik işitme kaybı belirtileri göstermektedir.
  • Çocuk sınıf tartışmalarına aktivitelerine katılmayı reddeder ve uygun olmayan davranışlar sergiler.
  • Çocuk içine kapanık olabilir.
  • Sık sık ne dediniz, anlamadım gibi tekrar isteyici cümleler kullanır.
  • İşitsel uyaranlara karşı aşırı dikkat eksikliği mevcuttur
  • Zor işitsel yönler, emirler, sesin yerini belirlemede sıkıntı vardır.
  • Sözel IQ skorları performans skorlarından daha düşüktür.
  • Psiko-eğitimsel test, dil ve konuşma testlerinden oldukça düşük puan almaktadırlar
  • Okuma ve seslere ayırmada problem vardır
  • İnce-kaba motor becerilerde yetersizlik mevcuttur.
  • Genellikle orta kulak iltihabı hikayesi vardır.
  • Dikkat eksikliği ve hiperaktiviteyle karıştırılabilir. Ayırıcı tanı yapılmalıdır.
 
Otizm genellikle 2-3 yaşlarında tanısı konulan ve bireyin sosyal ve iletişim becerilerini önemli ölçülerde kısıtlayan gelişimsel bir bozukluktur. Çocuğun gelişimi düzenli takip edildiğinde bazı durumlarda erken belirtiler tespit edilip daha erken müdahale edilebilir. Erken müdahale ile otizm spektrum bozukluğu riski taşıyan çocukların uzun vadede normal gelişim gösterme şansları daha yüksektir. Bu çocukların ilk aylarda dahi gördüklerine, duyduklarına ve hissettikleri duyusal deneyimlere sürdürülebilir dikkatleri eksiktir. Sese tepki vermeyebilirler, daha ileri aylarda annelerinin seslerine ve gülüşlerine uygun duygusal bir tepki vermeyebilirler. Rastlantısal ve dürtüsel davranışlar sergilerler. Etkileşime katılmakta ve sürdürmekte zorlanırlar. Dil gelişiminin sözel evresinde sözcük dağarcıkları kısıtlıdır ve görüleni/duyulanı tekrar edebilirler (ekolali). Düşünceler arasında mantıklı bağlantılar kurmakta zorlanırlar. Otizm spektrum bozukluklarına yönelik terapilerde çeşitli yaklaşımlar kullanılır. Çocuğa uygun olan yaklaşım tarzı benimsenerek terapi programı oluşturulur. Özellikle bireysel farklılıklar gösteren çocuklarda gelişimsel bir yaklaşım tarzı benimsenebilir. Bunlardan biri DIR Floortime’dır. Çocuğu çok yönlü görüp, duyusal arzularını veya hassasiyetlerini gözeterek çalışılan bu teknikle çocuğun gelişim basamaklarında ilerlemesi hedeflenir.
Seçici Konuşmamazlık (Mutizm), Çocuk/gencin çeşitli ortamlarda konuşuyor olmasına karşın, okul veya oyun grupları gibi konuşması beklenen toplumsal ortamlarda, konuşmayı her şart altında reddetmesi durumudur. Çocuk, sadece bir tek ortamda konuşmayabilir ya da bu davranışını çeşitli ortamlarda gösterir :
  • Çocuk, çeşitli ortamlarda konuşurken, konuşması beklenen sosyal ortamlarda (okul, arkadaş çevresi gibi) konuşmaz.
  • Çocuğun konuşmamasi, onun eğitimini, mesleki başarısını ve/veya sosyal ilişkilerini bozar.
  • Bu sorun, en az 1 aydır sürüyor olmalıdır (Ancak, okula başladıktan sonraki ilk ay bu kapsama girmez).
  • Konuşmama, o sosyal ortamda konuşulan dili bilmemeye veya rahat konuşamamaya bağlı değildir.
  • Bu zorluk, bir iletişim bozukluğuna veya psikotik bir sürece bağlı değildir.
Kişide, yukarıda belirtilen özelliklerin gözlemlenmesi halinde, bir uzmana başvurmakta yarar vardır. Bu zorluğun başlangıcı genellikle 5 yaşından öncedir. Ancak, çocuk okula başlayana kadar dikkat çekmeyebilir. Sorun, sadece birkaç ay sürebileceği gibi, birkaç yıl da sürebilir. Seçici konusmamazlık, oldukça nadir rastlanan bir sorundur. Bu durumun mutlaka bir uzman tarafindan izlenmesi gerekir. Çocukta yukarıda belirtilen ölçütler içinde bir zorluk olduğunu fark eden anne-baba, bu konuyu çok fazla gündemde tutmamalı ve çocuğu sorgulamamalıdır. Anne-babanın yapacağı, çocuğun bu tanıya uyup uymadığına karar vermesi (çocuğun dile hakim olduğuna emin olması) ve zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak olmalıdır.

Yetişkinler için

Afazi beyinde oluşan hasar nedeniyle meydana gelen edinilmiş bir dil bozukluğudur. Dil ile ilgili beceriler ağırlıklı olarak beynin sol yarısında (sol hemisferde) işlemlenir. Fakat sağ hemisferde de işlemlenen dil becerileri bulunmaktadır (sözel olmayan dil, prozodi ve anlamı). Bu nedenle lezyon geçiren bölgeye göre farklı tipte afaziler gözlenebilir. Spontan konuşma, yazma, adlandırma, işitsel anlama ve okuma (sesli ve sessiz), prozodi gibi dil becerileri afaziden etkilenebilir. Lezyondan etkilenen dil becerisi, yitirilir veya kısıtlanır. Hasar sonrası yatak başı bir değerlendirme yapılıp, akut dönemde (ilk haftalar) kaybedilen becerilerin geri kazanılması için çalışılır. Rehabilite edilemeyecek kadar ağır bir hasar söz konusu ise beyindeki diğer bölgelerin lezyon geçiren bölgenin işlevini üstlenebilmesi için alternatif yollar denenir. Terapide önemli olan kişinin iletişim kurabilecek bir yol bulabilmesidir. Eğer konuşma yolu kullanılamıyorsa alternatif olarak hasardan etkilenmemiş farklı bir iletişim yolu, mesela yazma kullanılabilir. Çok ağır tablolarda kişinin yaşantısına uygun ve ilgisini takip ederek iletişim kitapçıkları hazırlanabilir ve kişi bunu kullanarak çevresindeki insanlarla iletişimini sürdürebilir, önemli ihtiyaçlarını bildirebilir.
Yutma bozukluğu, yiyeceğin ağız boşluğundan mideye geçişinde gecikme, engellenme ve yanlış bir yol izleyerek nefes borusuna kaçması şeklinde ortaya çıkar. Yiyecek ses telleri seviyesine kadar inerse “penetrasyon”, ses tellerinin altına geçerse de “aspirasyon” olarak bilinen oldukça tehlikeli, ölüme yol açabilen bir durum gerçekleşir. Çünkü aspirasyon, yiyeceklerin nefes borusu yolu ile ciğerlere kaçması emektir. Herkes yemek yerken zaman zaman tıkanarak yutma zorluğu çekebilir; ancak sağlıklı bir kişi, yedikleri yemek borusu yerine nefes borusuna kaçtığında refleks olarak öksürerek boğazını temizleyebilir. Ancak bazı kişiler değişik hastalıklara bağlı olarak boğaz temizleme işlemini gerçekleştiremeyebilir ve bu durum da bazen ciddi hatta ölümcül sorunlara yol açabilir. Yutma bozukluğu her yaş grubundan hastada ve sinirsel (nörojenik), mekanik, psikolojik nedenler ve kas hastalıklarına (myojenik) bağlı olarak oluşabilir.
Disartri’de konuşmanın tüm işlemleri etkilenmiştir.(fonasyon , respirasyon, prozodi, artikülasyon) Kas tonusunda nörojenik etkilenmeye ikincil olarak gelişen değişim vardır. Bu da istemli-istemsiz motor işlevleri güçleştirir. (yutma, çiğneme, yalama) Konuşma hataları , santral ve periferal sinir sisteminin, kas kontrolündeki bozukluğundan kaynaklanır. Konuşma hataları tutarlı ve önceden tahmin edilebilir. Düzgün sesletilebilen konuşma hiç bulunmaz. Sesletim hataları temelde bozulma ve çıkartmadır. Konuşma hızı yavaş veya zorlu olabilir: gerginlik, gerilme ve yetersiz soluk desteği belirgindir. Konuşma hızı arttıkça konuşma anlaşılırlığı sıklıkla azalır.
Konuşma Apraksi'si, herhangi bir konuşma organında fizyolojik-yapısal bir problem olmamasına rağmen, konuşma hareketlerini planlamakta ve yerine getirmekte yaşanan zorluktur. Hareketlerin planlanmasında, daha önce öğrenilmiş ve edinilmiş hareketlerin örnekleri kullanılır. Konuşma apraksisinde bu mümkün olmaz. Konuşma apraksisi İki farklı tipte görülür. Edinilmiş konuşma apraksisi hareket bilgisinin saklandığı beyin bölgesinin etkilenmesiyle bu bilgilerin hareket planlanmak istendiğinde bulunamamasına sebep olur. Lezyon bölgesine bağlı farklı tipte apraksiler görülebilir. Diğer bir tip konuşma apraksisi gelişimsel olanıdır ve genellikle çocuklarda doğumdan itibaren gelişir ve görülür. Gelişimsel konuşma apraksisi olan çocuklar akranlarına göre daha yavaş bir konuşma gelişimi gösterirler, fakat bu gecikmiş konuşmadan farklı bir durumdur. Bu çocukların kendilerini ifade edebilmekten daha farklı sorunları da vardır. Zayıf sözcük dağarcığı, yanlış gramer, okuma yazma da problemler, motor-beceri sorunları veya yutma ve çiğneme de problemler görülebilir. Terapiye başlamadan önce edinilmiş apraksiye eşlik eden bir afazi olup olmadığı konusunda emin olunmalıdır. Terapide konuşma seslerinin üretiminde gerekli olan hareketlerin planlanması ile ilgili çalışmalar yapılır.
Ses bozuklukları sesinizin kalitesi, tonu, perdesi, kapasitesi ve gücünde görülen değişimlerdir. ‘Fonksiyonel’ ve ‘fizyolojik-yapısal’ olmak üzere ikiye ayrılırlar. Fonksiyonel ses bozuklukları ses tonu, kapasitesi ve kalitesinde kişinin gırtlağında ve ses tellerinde yapısal bir değişim ve/veya rahatsızlık olmaksızın bozukluk görülmesi durumudur. Genellikle sese aşırı yüklenme veya yanlış kullanım ses bozukluğunu tetikler. Bu durumda ses kısılabilir, boğaz bölgesinde (larenks’te) kasılma, yanma ve yorgunluk hissedilebilir. Fonksiyonel ses bozukluklarının birçok nedeni olabilir. Yorucu ses kullanımı (bağırmak, çığlık atmak, bebeksi konuşmak, sık ve güçlü bir şekilde öksürmek vb.), gürültüye karşı konuşmak, uzun süre konuşmak, psikolojik sorunlar ve stres gibi. Bu tür ses bozukluklarının tedavisinde Dil ve Konuşma terapisti öncelikle ses hijyeni hakkında bilgilendirir ve sesin ekonomik şekilde kullanılmasını sağlayacak önerilerde bulunur, gerek duyulursa danışana ses terapisi tavsiye edilir. Bu nokta da bütüncül/bilişsel bir ses terapisi yaklaşımı olan ve farklı ses patolojilerinde (hipo/hiperfonksiyonel ses bozuklukları) kullanılabilen Lax Vox Ses Terapi Tekniğini önermekteyiz. Aynı anda çok yönlü ve çok katmanlı olarak farklı ses terapi yaklaşımlarını (solunum- rezonans- vibrasyon paterni- postür ve destek) kullanması açısından Lax Vox, diğer yöntemlerden ayrılmaktadır. Kolay uygulanabilirdir ve çok kanallı biyo geribildirim sağlar (Denizoğlu, 2012). Terapist gelen hastanın sesini konuşma, okuma ve şarkı söyleme esnasında değerlendirir. Vokolojik anamnez ve KBB muayenesi yanı sıra odyolojik testler de hastanın sesini tanımaya yardımcı olur. Detaylı bir değerlendirme sonrası ses kaslarının kullanım şeklini değiştirerek en ekonomik ve sağlıklı olan ‘hedef sesi’ bulmak için çalışılır. Hasta hedef sesine alışması beklenir. Hedef ses tek sesten anlamlı kelime ve cümlelere taşıyıp güçlendirilir. Hedef ses alışkanlık haline gelip yeni vokal davranış biçimi olarak günlük hayata taşındığında danışana tamamen kazandırılmış demektir. Fizyolojik-yapısal ses bozuklukları ise ses tellerinde gerçekleşen fizyolojik-yapısal değişiklikler sonrasında meydana gelir. Sebebi ses teli enfeksiyonları, sigara vb. olabilir. Sonuç olarak ses kısılması, sesin tamamen gitmesi, laringitis, ses teli nodülü ve ses tellerinde polip oluşabilir. Bu tür ses bozukluklarında ise cerrahi müdahele gerekli görülebilir. Genel anlamda ses bozukluklarının oluşmasında rol oynayan bazı risk faktörleri aşaǧıda listelenmiştir. Fizyolojik risk faktörleri: Yaş, alerjiler, enfeksiyonla eş zamanlı ses kısılması, yorgunluk, işitme kaybı, kondisyon Aşırı yüklenme ile oluşan risk faktörleri: medikasyon (ilaç kullanımı), sigara, alkol Pisikolojik risk faktörleri: duygular (korku), iş yoğunluğu, stres Çevresel risk faktörleri: gürültü, ortamdaki akustik, havadaki nem oranı
Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages